En iyi 15 Doctor Who bölümü ~ Sineofrenik

27.12.12

ETİKETLER: ,

En iyi 15 Doctor Who bölümü

Vizyon filmlerini incelemeye artık taakatim kalmadığı için biraz farklılık olsun dizilere yöneleyim dedim. Ben Doctor Who'nun ilk bölümünü izleyip, "öf bu ne be böyle plastik adamlar tövbe yarrebim" demiş bir dizi izleyicisiyim. Bilim-kurguyu severim ancak bu kadar 3. sınıf olanını herhalde ilk kez görmüştüm. O dönem bünyem gerçekten kaldırmadı (Cnbc-e'de vermeye başladıkları dönem olması lazım). Birkaç ay önce arkadaşımın zoruyla izlediğim Time of the Angels'tan sonra dönüşü olmayan bir yola girdim. Sevmemin en büyük sebebi dizinin 5.sezona geldiğinde o "cheesy" havasını büyük ölçüde azaltmış olması olabilir.

Şimdi Doctor Who izleyicileri beni topa tutmasın ama Matt Smith'in Doktoruyla başladığım ve ona alıştığım için biraz saçma sapan bir sıralamayla izledim ben diziyi. Evvela 11. doktorumuzun olduğu son 3 sezonu izleyip diziye yetiştim. Sonrasında David Tennant'ın genel olarak beğenilmiş bölümlerinin birkaçını izledim. Arkasından önceki sezonları izleyip bitirdim. İlk sezonu o plastik adamları gördüğümden beri sevmiyorum, sevemiyorum. Christopher Eccleston'un bana böylesi bir karakter için fazla ciddi ve soğuk gelen bir havası var. David Tennant'ta da ilk bakışta o hava var gibi gözükse de eğlenceli bir portre çiziyor. Yer yer büründüğü karanlık ton ise diğer doktorlar arasında ayrı bir yere koyuyor kendisini.

Ben Matt Smith'le başladığım için onu da ayrı seviyorum. O zırtapoz halleriyle role çok yakışıyor. Hayranlarının çokça eleştirdiği yaşından dolayı çocuksu bir havası olduğu aşikar ama karaktere de bir tazelik getiriyor bence. Ayrıca duygusal sahnelerde de beklenenden fazlasını verdiğini düşünüyorum. İkisi de ayrı ayrı başarılı karakterler ortaya koyuyorlar. Bu açıdan David Tennant'la kıyaslayıp eleştirmek çok yersiz bana kalırsa. Yeri gelmişken companion olarak Pond'ları da ayrı bir sevmiştim ayrı bir bağrıma basmıştım. Canlarım benim.. buradan pek sevgili Karen Gillian'a selam ederim..


Öte yandan dizinin 5. sezondan itibaren tonunun değiştiğini, farklı bir havaya büründüğünü fark etmemek elde değil. Çekim kalitesinin ve efektlerin gelişmesinin de etkisiyle sanki kullanılan renk filtresi gibi hikayeler de renk değiştirmiş. O donuk, soğuk ve mat İngiliz havası yerini daha canlı, daha enerjik ve hareketli Amerikanvari pastel bir tona bıraktı. Dediğim gibi zaten 5. sezondan izlemeye başladığım için benim garipsediğim bir durum olmadı ama hayranlar sıkça eleştiriyorlar dizinin gittiği yönü. Yalnız Steven Moffat'ın en iyi sezon olacak dediği yedinci sezon epey sönük geçiyor. Pond'ları uğurlayacağımız için Moffat yeni bir öyküye giriş yapmaktan çekindi ve tam anlamıyla boşa geçen "filler" bölümler izledik. Veda bölümü ve ondan önceki "Power of Three"yi tenzih ederim. Nihayet, "Asylum of the Daleks" bölümünde gördüğümüz yeni "companion" Jenna-Louise Coleman, geçen akşam yayınlanan Christmas special bölümünde teşrif etti de ortalık biraz şenlendi. Benim beklediğimden çok daha iyi bir bölümdü. Bu sezonki en keyifli bölüm olabilir. Geçen seneki Christmas special hayalkırıklığı yaratmıştı bende. Özellikle Clara şimdiye kadarki en tatlı companion olacak gibi ama du bakalım.. Henüz izlemediyseniz "The Snowmen"'in fragmanına şuradan göz atabilirsiniz; http://youtu.be/L3KVpvEUTns

Doktorumuz da döndüğüne göre favori bölümlerimi gönül rahatlığıyla listeyebilirim artık. Fanları beni affetsin ama sevmediğim için ilk sezondan bölüm seçmedim. İki part halinde yayınlanan birbirine bağlı bölümleri ayırmaya kıyamadığımdan onları da listeye tek bir bölümmüş gibi dahil ettim. İşte en etkilendiğim 15 Doctor Who bölümü;

--- SPOYLIRLAR FALAN VAR HEP BURDA ---

1. Blink // 3.10

Herkesin favori bölümleri içinde şüphesiz ilk sırada ya da ilk 5 arasında yer alan en iyi Doctor Who bölümü ilginçtir doktorun kendisini çok az barındırır. Serinin herkesin tüylerini ürperten belki de en korkutucu yaratığı Ağlayan Melekler/Weeping Angels'ı ilk kez gördüğümüz bu bölüm, doktorun "easter egg" videoları, Sally Sparrow ile olan diyalogu, Back to the Future göndermeleriyle zaman dilimleri arasındaki iletişim ve meleklerin kahramanları köşeye sıkıştırdığı kısımlarla bilim-kurgu janrı içinde yazılmış en iyi bölüm senaryolarından biri. Konuk oyuncumuz Carey Mulligan'ın baştan sona çok çok iyi götürdüğü "Blink", gerilimi ve merakımızı başından sonuna kadar ayakta tutmakla kalmıyor nefis diyaloglarıyla da mest ediyor. Doktorun şu monologu ise en akılda kalıcı olanı şüphe yok ki; "Don't Blink. Blink and you're dead. Don't turn your back. Don't look away. And don't Blink. Good Luck."


2. Midnight // 4.10

Bir hikaye insanın kötücül doğasını, insan psikolojisini ve linç kültürünü iç içe geçirerek ancak bu kadar güzel ve özetle anlatabilirdi. Doktor, bu bölümde Midnight isimli bir gezegene yolculuk yapıyor. Donna'yla biraz kafa dinlemek için gelmişler besbelli ki. Safir Şelaleri adı verilen bir bölgeye bir çeşit turistik gezi var. Doktor geziye katılırken dinlenmek isteyen Donna'yı otelde bırakıyoruz. Doktorun bindiği uzay aracındanki yolculuk esnasında pek kaynaşan, birbirinden iyi gözüken bir grup insan, gemiye sızan yabancı bir "tür"le karşılaştıkları andan itibaren değişmeye/saldırganlaşmaya başlıyor. Tek bir mekanda geçmesine rağmen gerilimin saniye saniye arttığı ve doktorun kendisini istemeyenlerle ve ondan korkanlarla çevrili bulduğu nadir bölümlerden biri. İnsanların şartlar el verdiğinde ve kendilerini tehlikede hissettiklerinde nasıl birer hayvana dönüşebilecekleriyle ilgili abartıya kaçmayan ince bir senaryo var önümüzde (daha sonra Torchwood spin-off'unu da yazan Russell T. Davies yazmıştır bu bölümü). "Midnight"ta tüm yardımcı oyuncuların başarısı bir yana David Tennant'ın doktorunun gözlerinden ilk kez bu kadar korku aktığına şahit olduğumuz inanılmaz oyunculuğu bir yanadır benim için.


3. The Time of Angels & Flesh And Stone // 5.3 & 5.4

Meleklerle ikinci karşılaşmamız, 4. sezonda karşımıza çıkan ve aslında hikayesi orada sonuca bağlanan River Song'u da ikinci görüşümüz. Yeni doktorumuz bu kez yanında yeni "companion"ı Amy Pond ile başka bir gezegene seyahat ediyor. Yırtık dondan fırlar gibi ortaya çıkmayı adet edinmiş River Song bu kez yanında bir orduyla (aslında din adamları ama bilmemkaçıncı yüzyıla geldiğimiz için kilise artık başka bir hal almış) gezegene iniş yapıyor. Amaç gezegene düşen uzay mekiğini ve içindeki Ağlayan Melek'i bulmak. Tapınağa düşen uzay gemisini bulmak için girdikleri labirentte tuzağın da içine ilerliyorlar. River ile Doktor'un flörte kayan atışmalarının yanı sıra ortadan kaybolan askerler ve yaklaşan meleklerle mağaralarda yavaş yavaş yükselen gerilim, cinayet, şüphe ne ararsanız var. Biraz Alien biraz The Thing havasında. Yeni ekibiyle yeni sezona başlayan Moffat için güzel bir ilerleme. Hem yeni Doktor'u hem de yeni Companion'ı iyiden iyi sevdirmeye başlar bu bölümle birlikte.

(Gözünüzü ayırmayın anacım)

4. Turn Left // 4.11

Yine Russell T. Davies'ten, bu kez Donna üstüne kurulu harika bir bölüm (Midnight'ın hemen arkasından yayınlayarak önceki bölüm Donna'nın çok az gözükmesini telafi etmişler). Farklı seçimler yapsaydık hayatımızda neler değişirdi, geleceğe nasıl etkisi olurdu fikrinden yola çıkan bu bölümde Donna, aslında çok çok basit bir seçim yapıyor. Aracıyla sola dönüp dönmemek arasında kalıyor ve bu sefer yaptığı seçimde doktorla hiç tanışmıyor. Kelebek etkisi şeklinde gelişen olayların geldiği noktaysa gerçekten inanılmaz. Donna'nın neden Doktor için önemli bir "companion" olduğunu vurgulaması açısından da hoş ve duygusal bir bölüm. Catherine Tate'in başarıyla sırtlandığı hikayede Rose'u görmekse güzel bir sürpriz.


5. A Good Man Goes to War // 6.7

Sezonun başında ortaya atılan, Doktor'un sonuyla ilgili teorinin bir nevi kırılma noktası. Sezon sonunda bağlanacak olan hikaye için çok önemli bir bölüm. Ama bundan da öte, başından beri gizemini koruyan River Song'un gerçek kimliğini pek duygusal bir sahneyle öğrendiğimiz son kısmı, şahane kurgusu, Rory'nin bölümün başında Amy'i kaçıranlara gözdağı verdiği sahne ve "Demons run when a good man goes to war" diye giden enfes şiirle benim gönlümde ayrı bir taht kurdu. Doktor'un geçirdiği değişim ve dönüştüğü insanla ilgili River'ın söyledikleri de ayrıca etkileyicidir. Arkasından gelen "Let's Kill Hitler" hoş bir bölüm olsa da ilk hikayeden biraz kopuk olduğu için buraya almadım. Part 2 olan bir bölüme göre ilk bölümle bağları yeterince kuvvetli değil çünkü.


6. The Impossible Astronaut & Day of the Moon // 6.1 & 6.2


Supernatural izleyicisinin senelerdir Crawley olarak bildiği ve bağrına bastığı Mark Sheppard'ın konuk olduğu ve yine döktürdüğü bu bölümde kahramanlarımız Doktor'dan aldıkları davetiye sonucu kendilerini Utah'ta buluyorlar (bence artık bir İngiliz yapımı olmaktan çıkıp daha evrensel bir diziye dönüştüğü bölüm tam da burası). Utah'ta Doktor'un gelecekteki halinin gizemli bir astronot tarafından öldürülmesiyle başlayan ve oradan 60'ların Amerikasına, dönemin başkanı Richard Nixon'a kadar uzanan komplo teorileri ve sürprizlerle dolu iki bölüm. Weeping Angels'tan sonra en korkutucu sayılabilecek "Silence" adı verilen yaratıkların orjinalliğinden daha bahsetmedim bile. Özellikle başkan yardımcısı Canton Delaware ve Amy Pond'un girdikleri evde bana yaşattıkları X-Files hazzını uzun süre unutamadım. Tüm sezona yayılacak hikayeye "twist"lerle dolu hızlı bir başlangıç yapıyor Moffat. Müthiş Utah manzaraları da cabası.
    
 
7. 
The Girl in the Fireplace // 2.4

İkinci sezonun en etkileyici bölümü. 51. yüzyılda hasarlı bir uzay gemisinden 1700'lü yılların Fransası'na bağlanan çok tatlı ve duygusal bir öyküsü var. Kahramanlarımız yanlışlıkla geldikleri arızalı bir uzay gemisinde Versailles Sarayı'nın bir odasına açılan şömine keşfederler. Doktor'un 15. Kral Louis'in metresi (çeviride "Markiz" kelimesi bu anlama geliyor ama "Gözde" olarak çevrilmesi daha doğru) Madame De Pompadour ile çocukken tanışmasından başlayıp ölümüne kadar geçen süreyi anlatıyor. Aradaki zaman farkından dolayı Doktor her uzay gemisine geri gidip Madame Pompadour u ziyaret ettiğinde aradan yıllar geçmiş ve kadını kendisini beklerken buluyor. Sophia Myles ile David Tennant arasındaki ilişki öylesine inandırıcı ki etkilenmemek mümkün değil. Doktor'un insani yanına ve Doktor'u bekleyen kadınlara dair klasik bir bölüm.


8. Vincent and the Doctor // 5.10

Doctor Who için yazdığı tek bölüm olan Van Gogh ile ilgili bu bölümün yazarı Richard Curtis, komedi senaryolarıyla tanınmış bir isim. Mr. Bean, Nothing Hill, Love Actually ve Bridget Jones' Diary, hep onun kaleminde çıkmadır. Böylesine duygusal bir hikayede insan çuvallayacağını düşünüyor ancak iyi de altından kalkmıştır bana kalırsa. Repliklerin Van Gogh için adeta bir saygı duruşu niteliğinde olmasının yanı sıra Ton Curran'ın Van Gogh'u resmedişi de bölümü apayrı bir yere koyuyor. Bilhassa Tardis ile Van Gogh'u günümüze, kendi sergisine getirdiklerinde, eserleri ve kendisiyle ilgili yapılan yorumları duyduğu kısımda duygulanmamak elde değil.


9. Silence In the Library & Forest of the Dead // 4.8 & 4.9

Yine iki part halinde olan bu bölümde, Donna ve Doktor 51. yüzyıla, dünyanın en büyük kütüphanesini gezmeye gidiyorlar. Ancak in cinin top oynadığını gördüklerinde bir şeylerin yanlış olduğunu anlamaları uzun sürmüyor haliyle. Dr. River Song isimli bir gezginin başı çektiği arkeoloji grubuyla ve hemen arkasından da insanları yok eden gölgelerden beslenen tehlikeli bir türle tanışmaları uzun sürmüyor. Bizim ve Doktor'un Song ile ilk tanışmasında karakterin gelecekte ne gibi bir önem arz edeceğini bilmiyoruz aslında, ancak River'ın konuşmalarından Doktor'u epeydir tanıdığını ve yakın olduklarını anlamak zor değil. Karakterin aslında bir anlamda ilk ve son bölümü olduğunu söylemek yanlış olmaz. Her iki bölüme de yayılan "acaba bu sefer karanlık hangimizin içine girdi?" şeklinde ekibin birbirinden şüphe ettiği kısımlar The Thing'i anımsatması açısından hoşuma gitti. Fakat en çok River Song'un hikayesine çok güzel bir başlangıç ve son yaptıkları için seviyorum bu bölümleri.


10. The Wedding of River Song // 6.13

River Song'un geldiği bölümler ben her sefer pek heyecanlanıyorum. Doktor-Amy-Rory triosunu da seviyorum ancak Song'un olduğu hikayeler hep sanki daha renkli. Şimdiye kadar sıkıcı bir bölümde gözüktüğü olmadı. Zaten tüm oynadığı bölümler bu hazırladığım listede var. "The Impossible Astronout" ile sezon başında ortaya atılan Doktor'un ölümüne dair teori, bu sezon finaliyle de bağlanıyor. Hem de ne bağlamak. River'ın seçimiyle tüm zamanların iç içe geçmesi fikir olarak da hoş ama uygulanışı da çok başarılı.

(Sen ağlama.. dayanamam..)

11. Doomsday // 2.13

Doktorun ezeli düşmanları Dalek ve Cybermen'in iki ayrı koldan saldırdığı bu bölümün en eğlenceli kısmı iki tarafın da "lan oraya bi gelirsem dağıtırım o teneke beynini " şeklindeki Dalek vs. Cybermen diyalogları. Ancak aynı zamanda şüphesiz Doctor Who'nun en yürekleri dağlayan bölümlerinden biri, zira daha sonraları ara ara Rose'u görecek olsak da Doktor için daimi bir companion olarak son bölümü. Hele Doktor'a veda ettiği son kısımda ağlamayan bizden değildir. "I'm burning up a sun just to say good bye..." 

(Olm niye ağlatıyosun hep bu kadınları lan?!)

12. Human Nature & The Family of Blood // 3.08 & 3.09

Yine ikisi de birbirinden şahane, birbirine bağlı bölümler halinde anlatılan bu hikayede, Doktor'a bir uzaylı ırkı musallat oluyor. Amaçları tüm zaman enerjisini alıp sonsuza kadar yaşamak. Doktor saklanmak için kendisini 1913 yılında yaşayan gerçek bir insana dönüştürdüğünde, John Smith olarak kendine yeni bir hayat kurup en önemli sınavınını savaştığı eciş bücüş yaratıklar ve uzaylılar karşısında değil sıradan bir hemşireye aşık olunca vereceğini bilmiyor tabi.. Doktor'un tamamen insani yanını gördüğümüz bu iki bölüm gerçek birer klasik. David Tennant'ın aynı bölüm içinde karakterin hem duygusal hem de sert/korkutucu yanını göstermeyi başardığı nefis performansı neden "Doktor"lar arasında en sevileni olduğunu da kanıtlıyor. Bu bölümde Game of Thrones'tan tanıdığımız Harry Lloyd'un oynadığı Son of Mine'ın Doktor'un gücü ilgili de çok da güzel bir tanımı vardır: "He never raised his voice. That was the worst thing... the fury of the Time Lord... and then we discovered why. Why this Doctor, who had fought with gods and demons, why he had run away from us and hidden. He was being kind..."

(Ot mu çektiler naptılarsa, şu tiplere bak kafalar bi milyon. 
Arkadaki patates çuvalını Doktor'a havale ediyorum zaten)

13. A Christmas Carol // 6.0 (Christmas Special)

Amy ve Rory balayılarını bir uzay gemisinde geçirmektediler ve arızalanan gemi bilinmeyen bir gezegene doğru düşmektedir. Tek bir butona basmasıyla gezegenin tepesindeki bulutları kontrol edebilecek ve geminin inmesine izin verebilecek tek kişi olan Kazran, yaşlı, kötü kalpli ve uyuz herifin tekidir. İş yine Doktor'a düşer. Dumbledore olarak bildiğimiz Michael Gambon'ın konuk olduğu bu leziz Christmas Special bölümü, Scrooge'un klasik hikayesinin çok güzel bir adaptasyonu. Mekanlarıyla, duygusal anlarıyla, Michael Gambon'ın nefis oyunculuğu ve Abigail'in güzel sesiyle söylediği şarkıyla tam 12'den vuran Noel ruhuna yaraşır bir bölüm. Doktor'un "yanlışlıkla Marilyn Monroe ile nişanlandım" repliği ise efsane..


14. The Angels Take Manhattan // 7.5

Moffat'ın Pond'lara vedasının Weeping Angels ile olması gerçekten sevindiriciydi ancak Blink'i yakalamaya çalışması sebebiyle biraz tökezledi gibime geliyor. Bölümü eleştiren çok fazla kişi var ve özellikle mantık hataları konusunda da son derece haklılar. Ben bir veda bölümü olarak çok sevdim ve beni ağlatmayı da başardı ancak bilhassa onca badireyi atlattıktan sonra Rory ve Amy'nin son kısımda kıytırık bir melek yüzünden geçmişe gönderilmesi hoşuma gitmedi. Fazlasıyla yalapşap ve acele bir son olduğu kanısındayım. Gelgelelim yer yer güldüren zaman zaman da çok hüzünlendiren Pond çiftimize veda ettiğimiz için bu bölümü liste dışı bırakmaya yüreğim elvermedi. Helal-i hoş olsun. Canlarım benim.


15. The Unicorn and the Wasp // 4.7

Bu bölümü gelmiş geçmiş en şapşal Doctor Who bölümü seçebilirim. Buraya koyma sebebim çok başarılı ve sağlam bir senaryoya ya da kurguya sahip olması değil. Madem izlerken en keyif aldıklarımı koyuyorum dedim, öyleyse bu son derece geyik bölümü de koymam lazımdı. Bir kere her şeyden önce companion'ların en kafası, en komiği Donna Noble burada da iş başında. Kadına bakınca bile gülesim geliyor yemin ederim. İkincisi Agatha Christie, cinayet romanları ve bilim-kurgunun bir araya geldiği eğlenceli ama saygı duruşu niteliğinde de olan bir senaryosu var. Kahramanlarımız 1920'li yıllara, Agatha Christine'nin de katıldığı bir partiye ışınlanıyorlar. Şansa bakın ki Agatha Christie'nin ortadan kaybolduğu güne denk geliyorlar. Cinayet ile başlayan partimizin Christie romanlarındaki gibi polisiye romana dönüşmesi gecikmiyor.


Bonus: The God Complex // 6.11

Çok beğenilen bir bölüm olmadı bu, ancak korkularla yüzleşme ile hikayeler hep ilgimi çekmiştir. Ayrıca Amy 'The Girl Who Waited' Pond'un artık Doktor'u beklemekten ve kafasında yarattığı gibi biri olmadığını düşünmekten vazgeçmesiyle ilgili çok da güzel bir monologu var Doktor'un. Son kısımda yaratığın konuşmasıysa sezon finaline referans veren düşündürücü bir kısım.  

14 yorum :

Çavlan dedi ki...

şahane bir yazı (ve seçimler) olmuş!

Mert dedi ki...

Çok çok teşekkürler Çavlan. Beğendiğine sevindim :) İnan, 2 aydır falan seçmeye çalışıyorum. Bunu nasıl koymazsın diye soranlar olacaktır ama çok zor eleyebildim. Last of the Time Lords, Journey's End gibi bölümleri koyamadığım için içimde bir yara var halen :)

ekaterina dedi ki...

the doctor, the widow and the wardrobe bölümü de girmeyi hakeder bence bu listeye :) ama çok güzel bölümler seçmişsiniz gerçekten, tebrik ederim.

Hannah dedi ki...

Çok güzel bir yazı, tebrik ederi. Doctor who severleri görmek beni mutlu etti :)) Bende nezamandır bloguma bu konuyu yazmak istiyordum, yazın beni heyecanlandırdı :D Tabii eksik bölümler var en başta da The End of Time 1-2 :)

Adsız dedi ki...

afedersin de empty child/ the doctor dances bölümleri ve waters of mars'ın giremediği listeyi ben neyleyim?

hele The Unicorn and the Wasp'ın olması bence hiç yakışmamış.

Alper dedi ki...

Turn Left, the girl in the fireplace, human nature&family blood gibi biçok kişinin fazla ilgisini çekmeyen ama bence gelmiş geçmiş en iyi bölümlerden olan bu bölümleri listeye alan kişiye bir teşekkür etmek istedim,teşekkürler. Midnight bölümüne girmiyorum bile, her nedense popüler olamadı ama tennant'ın oyunculuğu ve senaryo bakımından bence kusursuz. şöle 1.5 saat falan çekselermiş bence psikolojik gerilim dalında oscarlık film olurmuş.

Gokberk Sener dedi ki...

The End of Time bölümlerini eklememen üzücü olmuş.

Mert dedi ki...

Bu tip en iyiler listesinde herkesi memnun etmenin imkanı yok ne yazık ki. Başlık yanıltıcı oldu farkındayım ancak içeriği okursanız göreceksiniz ki en keyif aldıklarımı sıraladım ben aslında, nedenleriyle beraber. Mümkün mertebe öznel bir liste olduğunu akılda bulundurursak iyi olur :)

Ama inanın 2 aydır hazırlıyorum sayısız kez End of Time, Journey's End, Last of the Time Lords, Pandorica Opens gibi bölümleri silip tekrar ekledim. Son taslakta nedense End of Time'ı çıkarmışım, biraz daha eğlendiğim bir bölümü koymak istedim sanırım. İnternetteki çoğu listede hep aynı bölümler var zaten göreceksiniz. Benimki çok farklı, orijinal bir liste oldu demiyorum ama End of Time gibi fazlasıyla bilinen ve sevilen bölümler yerine ilgi görmemiş olanlara da yer vermek istedim. Gerçekten zor bir liste oldu inanın. Gönül isterdi 15 değil 30 tane koyayım ama bu kadarını incelemek bile beni yordu, ne kadar keyif almış olsam da. Herkese yorumları için teşekkürler. Bence yorum kısmına herkes favorilerini yazarsa daha da süper olabilir:)

* Alper bu arada özellikle Midnight ile ilgili tamamen aynı şeyleri düşünüyorum. Bir tv dizisinin insan psikolojisini bu kadar kısa süre içinde birçok filmin yapamadığı kadar güzel masaya yatırmış olması gerçekten takdire şayan.

Sevgiler,

Mert

neslihanim dedi ki...

Öncelikle eline sağlık, keyifle izlediğin bölümleri ben de keyifle okudum. Listede şu da olsaydı bu da olsaydı diyemem, çünkü biliyorum ki bu 'kişisel' bir liste. Ama bir yandan da o kadar favori ortak bölüm var ki 'doctor who' fanları arasında bir sinerji (telepatik frekans mı desek?) oluşmuş sanki:)
Ben de ne zamandır doctor who hakkında bir şeyler yazmak istiyor ama tembelliğe yeniliyorum. Sırf bir bölümü üzerinden sayfalarca şey yazılabilir diyerek vazgeçiyorum. Kimbilir belki başka bir zamanda/boyutta ya da evrende yazarım. Şimdilik yazılanı okuyor ve teşekkür ediyorum.

Ismail karaköse dedi ki...

Açıkçası benim açımdan 1. sırada "Silence" olurdu. Bölüm cidden çok etkileyiciydi. Steven Moffat'ın özellikle bu bölümde kurgusal zekası çok yukarılara çekti diziyi. Tabi ki söylemeden geçemeyeceğim 'Gerenimo'. Bu diziyi açıklaya kelime aslında...

Adsız dedi ki...

Çok güzel yaa. Ama çok spoiler verdin ben bazılarını izlememiştim (:)

Adsız dedi ki...

The Day Of The Doctor en sevdiğim bölümdü dicektim ama sen bu yazıyı 2012'de yazmışsın o zaman The Day of the Doctor yoktu ama eklemek istedim :d

Sineofrenik Sinema Blogu dedi ki...

Merhabalar,

The Day of the Doctor için de bir inceleme yapmıştık ayrıca: http://www.sineofrenik.com/2013/11/doctor-who-day-of-the-doctor.html

Bilginize :)

Teşekkürler

Origamik dedi ki...

Kill The Hitler unutulmuş :)